Sen Meşk San


İki insan birbirini sevince , beraber ciddi ilişkinin adımları atılınca , olaylar birden değişir .. Mesajlaşma isteği ortaya çıkar.. Eskiden ne yaptığını merak etmediğin insanın birden ne yaptığını merak eder olursun..Odanda otururken yukardan bir ses (üst komşu değil .p ) ‘’Mesaj atmalısın , acaba ne yapıyor şu an ! ‘’ der ve birden aklın karışır .. Harbiden 1 saatdir ne aradı ne de msj attı dersin ve birden telefona sarılırsın.. İşte yukardan ses duymaya başladığımız anlarda , bence biz büyük bir hastalığa yakalanmışıktır , bırakın o ilişkiyi kaçın gidin.:) Ama gidilmez ..

Mesajlaşma hastalığına yakalandığını anlayamayan çiftlere bu olar çok güzel gelir , devamlı msjlaşılır .. Cep aile hatları alınır ..: ) Bizim zamanımızda cep aile hattı almak evlilik kadar önemliydi .. Önceki zamanlarda bir sevgilim , cep aile hattı alalım dediğinde , 1 hafta düşündüm kabul fakat etmemiştim .. Sonra evlilik yüzüğü alır gibi , cep aile hatlarını alıp , romantik bir akşam yemeğinde süpriz yapmıştım ..:) Ne kadar romantiğim .. :) Bu arada cep aile hatı alıp , aile kuran bir çift görmedim , varsa helal olsun o çifte ..:)

Mesajlaşma alır başını gider , hala hastalığa yakalandığını anlayamayan çiftimiz ( Bu çiftin , şu an tek kalanı ben oluyorum sanırsam) , msjlaşmaya devam eder .. Uyanınca(güzel olanı bu oluyor) , kahvaltıda , öğle yemeğinde , derste , okulda , arabada , otobüste , akşam yemeğinde ... Her yerde her şekilde mesajlaşır olur insan..

Çiftimiz , her dakika msjlaşarak çok iyi bir ilişki içerisinde olduğunu düşünür , her dakika romantik anlar yaşadığını sanırlar ama , yok öyle bir şey ;
Erkeğimiz , arkadaşları ile pes oynarken , bira içerken , manita muhabbeti yaparken msj atmak zorunda kalır ..
Kızımız , arkları ile dedikodu yaparken , bulaşık yıkarken , okulun yakışıklılarından bahsederken msj atmak zorunda kalır..Bunlar olurken , mesajlar şöyledir ;

E : Aşkım
K: Canım
E:Bebeğim
K:Hayatım
E:Tatlım
K:Çiçeğim
E:Güneşim
K:Balım
Üretebildiği kadar üreten çiftler böyle devam eder .. Ve ;
E:Herşeyim
Artık msjlaşmak istemeyen erkek , herşeyim yazarak mesajlaşmayı kazandığını düşünür..Kızdan msj gelir ;
K: Herşeyimin her noktası
..
Ve uzar gider msjlaşma , saatlerce ..Günlerce .. Haftalarca..

Mesajlaşma hastalığına yakalanmış çift için sorun çıkarmak çok kolaydır .. Bu konu başka bir zamana kalsın ama ..

Sağlıcakla :) ..

Seçwomen

Cumartesi günü eğlencesinden sonra , yavaş yavaş kendime geldim.. O da ne ? Seçmece partiler ve seçim heyacanı sarmış dört bir yanı .Oy kullanmaya gitmeye üşendim tabiki , bilinçli seçmen benim..

‘’Oy kullanmalısın , yoksa oy'un Akp e gidecek!’’ Söylentilerine kulak vermedim , oy bu istediğine gider ..Benim oyum özgür olsun istedim .. Zaten oy kullanmaya giden , ölen ve yaralanan insanları duyunca iyice tırstım.. Türkiye de , bizim oylarımız ile birilerinin başa geldiğine inanmıyorum.. Kim gelirse gelsin sonuç aynı ..Van minüt !

Laiklik karşıtı olduğunu düşündüğüm , iktidarda olan parti sürekliliğini bu şekilde sürdürürse , seçmen ve seçwomen olarak ayrılacağız .. Seçmenlerin oyu 4 oy olarak sayılcak , seçwomenlerin oyu 1 oy olarak sayılcak..

Biz toplumumuzda seçmek ile ilgili ilginç diyaloglar var ;

-Seç beni göreyim seni !
-Amcaoğlu beni seç , ihale senin olsun !
-Seç beni seni müdür yapcam !
-Seçmece bunlar !
-Beni seç beni seç !
-Seni seçtim pikachu!
-Seçmece değil kesmece bunlar!
-Tutun çekin beni !
-Seçkin Piriler de çok güzel ya! :)
..

Abartmayım daha fazla Sağlıcakla ..

Charlie Az Değilsin!



İzleyeceğim filmlerin çoğalması ile birlikte , seçim yapmakta zorlanıyordum.. Karar veremedikçe , dizime(Weeds) devam ediyordum.. Baktım ki böyle olmucak..:)Gözlerimi kapadım ve elime gelen film i izleme kararı aldım.. Aaa , ‘’Charlie Bartlett ‘’ geldi haydi hayırlısı diyerek , izlemeye başladım..

Bütün seyircilerin ; Charlie ! Charlie ! Charlie ! diye bağırması ile başlayan film de , Charlie’ yi rock star yada gladiatör (Maximus) sanıyoruz.. Fakat sonra öğreniyoruz ki , Charlie nin hayaliymiş bu..

Charlie nin okulda popüler olmak için , arkadaşlarına sahte kimlik çıkartarak , özel okuldan atıldığını ve devlet okuluna gitmek zorunda olduğu haberini alıyoruz.. Canımız Charliemiz , devlet okulunda ne yapıcak diye çok endişeleniyoruz , bu arada ..(Devlet okulu gibisi var mı yahu, mis ! mis! ) :)

Charlie devlet okuluna gittiği ilk gün , dışlanır ve dayak yer..:) Annesinin panik olması ile birlikte , Charlie psikiyatrist yardımı alır .. Ve , kullandığı haplar sonucu biraz kafayı bulur ve enerji patlaması yaşar.. Bu hapları Charlie arkadaşlarına da vererek , birden okulda tanınan ve dert dinleyen , Dr. Charlie olur .. Okul müdürünün kızına da aşık olunca.. İşler iyice karışır..

Oyunculuk yönünden tatmin edici , eğlenceli ve eleştirel bir film olmuş.. Benim hoşuma gitti..

Sağlıcakla..

Cumartesi


Cumartesi gecesi , Türkiye’nin Thom Yorke unu izlemeye gittim .. Thom Yorke benzetmesi biraz ağır kaçabilir fakat , süper sözler yazabildiği için kalbimde ayrı bir yer edinmiş .. Şarkılarına ; Anıları sakladığım , üzerlerine açılmıcak kilitler vurduğum , fakat kilitleri kontrol etmek amaçlı Feridun Düzağaç konserine gittim..

Erken saatlerde içmeye başlayarak kendimi konsere hazırlıyordum . . Arkadaşlarım ile geyikler çevirip eğlenirken ; Alkol alarak kendimi rahatlatıyordum..Oturduğumuz mekanda çalan ’’Psycho Killer ‘’ parçasına bağırarak eşlik ediyorduk.. Ardından biraz daha kalabalıklaşarak kendimizi konserde bulduk..

Sarhoş olmam gerektiği için sert içkiler hazırlatıp devamlı içiyordum.. Devamlı içerek konseri izlemek daha basit oluyordu.. Sonra bir baktım ki konser bitmiş .. Seviniyordum .. Mutluydum.. Aşmışım ben artık , diyerek eve gelmiştim..

Evin kapısını açtığım anda ; Ne kadar çok ayakkabı var ya ,hiiii misafir gelmiş bize! Diyerek , eve girdim.. Gecenin 02:30 unda ne misafiri .. Yatıya geldiler herhalde diye düşünürken , odama sessizce girdim.. Bilgisayarımı açtım , pencereyi açtım .. Pencereden sonra yatağıma gitmek için biraz uğraştım sonunda ulaşmışım ki sabah yatağım da uyandım..

Evde misafir yoktu (Ayakkabılar kendi ayakkabılarım), Pencere açık uyunacak kadar sıcak bi hava yoktu (Sabah donuyordum) ,Bilgisayarda açık msn pencereleri vardı , fakat ben hiç yazmamışım , belki de yazamamışımdır .. :)

Konser de yanımda olan ; Gözlerimin içine bakarak , ağlamamdan korkan canıma , ‘’Ara ulan ara!’’ diye telefonunu bana uzatan kankama , İzmirden konser için (benim için değil biliyorum:) ) gelen kardeşime teşekkür ederim..

Tabiki herşeyi anlatamıyorum..Fakat ; Feridun Düzağaç Cumartesi şarkısını yazarak.. Cumartesi neler yaşadığımı anlatmış..

Sağlıcakla..

Uçan Adam!

video

Ağlanacak durumumuza gülmeli miyiz?
Türkiye de televizyon programı yapmak , o kadar basit ki ; Uçanı bul getir , kaçanı bul yine getir , imam ı getir , üfürükçüsünü bul yine getir , çıplak dolaşanı getir , tecavüz edeni bul yine getir , kocasını aldatanı getir , kocasının aldattığı adamı bul yine getir , hayalet göreni getir , hayaleti bul yine getir , katil i getir , katil in öldürdüğü insanı bul yine getir .. Reyting için ne bulsalar televizyon programlarına dahil ettikleri için ; Bir gün programa getirdikleri dengesiz insanların , program sunucusuna uçmasını o kadar çok istiyorum ki..

Sağlıcakla..

Gone Away



My Brightest Diamond nasıl bir gruptur beni benden alır ayaklarımı yerden keser , hava şu an olduğu gibi güneşli bile olsa , üzerime bulutlar çekerken , yağmurlar ile rahatlamamı sağlamaya çalışmamda en büyük etken olur..
Son günlerde Gone Away şarkısı favorim oldu ..Sözler ile bu kadar uyumlu olduğum ruh hali içinde olduğum, başka zaman olamaz , olmasın..



Far away you've gone, and left me here
So cold without you, so lonely dear
May June July I count the time
Every minute I go takes the smell of your clothes
Further away

'Cause you've gone away
Where there isn't a telephone wire
Still I wait by the phone
You don't even write to say goodbye
Goodbye

I have saved every piece of paper
Like grocery lists and note cards
To do lists and race scores
So just in case you change your mind
And come back, I've kept everything safe

While you're gone away
Where there isn't a telephone wire
Still I wait by the phone
You don't even write to say goodbye

Get me out get me off
Get me out get me off
Oh this is a ride going nowhere
But somewhere that I despise
Going nowhere to end up with a tearful
I don't wanna go on with these pieces of paper
That you left behind

This is a ride going nowhere
But somewhere that I despise
Going nowhere to end up with a tearful
I don't wanna go on with these pieces of paper
To keep me company in my old age

While you're gone away
Where there isn't a telephone wire
Still I wait by the phone
Why don't you write to say goodbye
Goodbye

Daha ölmediğimiz için ; Sağlıcakla diyelim ..

Yeni Çocuk

Gözümü açtım , şöyle bir tarihe baktım , 18 mart .. Kimin doğum günü bu gün diye düşünmeye başladım ..2 dk düşündükten sonra aklıma geldi.. Lise arkadaşımın doğum günüydü..

Lise 2 de olduğum zamanlar da, sınıfımıza öğretmenimiz ile birlikte bir öğrenci gelir ..Öğrencinin gelme amacı orta öğretim başarı puanını yükseltmekmiş , öğretmen bundan sonra bizim ile okuyacağından bahseder ve bir yere oturmasını ister öğrenciden..

- Şuraya oturabilir miyim Hocam?
-Yasin ‘ in (Darkstar) yanına mı ?

Tek başıma sıramda gayet masum şekilde oturuyordum , tek başıma oturuyordum çünkü ; Bir ders önce sıra arkadaşımı , sıranın altında ders dinlemeye mahkum etmiştim..Aslında ben etmemiştim , gayet sert takılan hocamız , problem çocuk gibi omuzdan askılı bir kemer takarak beni gülme krizine sokmuştu , baktıkça gülüyordum , yanımdaki sıra arkadaşımda gülüyordu fakat o sıranın altında takla atarak gülüyordu .. :) Bir baktım , arkadaşıma takla atarak en arka sıranın altına girmiş .. Orada ders dinliyor..:)

-Evet hocam , tek başına oturuyor birde ön sıralarda dersi rahat dinlerim

Bu arada ben ‘’ vay inek ders dinleyecekmiş ‘’ diye içimden geçiriyorum..

-Yasin in yanına oturursan notların düşer , bence oturma dedi Hocamız..
-Oturmak istiyorum diyerek üstledi ve yanıma geldi..

-Merhaba canım hoşgeldin , iyi bir tercih yaptın yanıma oturarak .. Ama şu saatden sonra ismini unut seni bundan sonra ‘’yeni çocuk ‘’ olarak çağıracağım diyerek hoş bir şekilde karşıladım..
-Peki dedi ve güldü..
-Hocam bu çok saf , alın bunu yanımdan , bu beni bile bozar , ders notlarım falan yükselir mazallah!

Diye karşı çıkmama rağmen beraber bir arkadaşlığa başlamıştık.. Zaten ilk gördüğümde kanım ısınmıştı kendisine , her halinden belliydi iyi bir insan olduğu , seneler geçsede unutamadığım bir insan oldu , düşünün o lise nasıl geçti..Bir çok anımız vardır beraber , ama en önemlisi ; ders notlarının düşmesini göze alarak yanıma oturmasıydı..Hala yanımda olamazdı..

Bence kaderimiz kendimiz çizeriz , herkesin ‘’hayır’’ dediği şeyler belki bizim için en idealdir..

Sağlıcakla..

Weeds



Yeni bir diziye başladım , hatta 2. sezona bile geçtim .. Dizimizin adı Weeds ; İki çocuk annesi Nancy , (Mary Louise Parker ) kocasını kalp krizi sebebiyle kaybetmesinden sonra , çocuklarına bakabilmek için geçim derdine düşer .. Fakat , bizim toplumuzda olduğu gibi sigortalı bir iş bulurum bakarım çocuklarıma diyen bir anne değil .. Bu annemiz , ot satarak ailesine bakma yolunu tercih etmiştir ..
Ot dedim ama ; Maydonoz , Marul , Ispanak değil .. Bildiğimiz veya bilmediğimiz (?) , Marihuana (Esrar) satışına başlar .. Tabiki böyle zorlu bir işi tercih ettiğinden dolayı , eğlenceli ve ESRARengiz bir dizi olur ..

Diziyi izlerken ben eğleniyorum , tabiki 2. Sezona kadarlık bölüm adına konuşuyorum , daha sonra ki sezonlarda ne olur bilemem , her an Lost karekteri diziden çıkabilir diye korkuyorum..:)

Ot satma işine kadın eli deyince , otlar pastaların çöreklerin içine koyup satılabiliyor .. Bende izlerken ister istemez özendim , ve annemden otlu birşeyler yapmasını rica ettim , annem de bana ıspanaklı börek yapti .. Yabancilarda ne anneler var yahu , otlu(esrarlı) pasta çörekler yapıyor..:)

Bu arada Mary Louise Parker , Desperate Housewiwes ‘ in Susan Mayer karekteri için teklif almış , fakat elinin tersi ile itmiş , helal olsun.. Devamlı Mary Louise Parker dan bahsediyorum çünkü , ondan hoşlanıyorum ..Çok iyi oyuncu o yüzden.. Yok ya abartiyorsunuz , yaşlı başlı zaten bana olmaz ..:) Orange Country dizisinden birilerini bulun getirin , her türlü evet derim.:)

Evde dolanan hatta ikamet eden birisi daha var , Nancy in ölen kocasının kardeşi Andy (Justin Kirk) ; Patavatsız , esrarkeş , hatunlara düşkün ve en önemlisi komik .. Dizinin en eğlenceli karekteri.. Özellikle kafası dumanlıyken..
2. Sezon un içinde bulunduğumu tekrar ederek , sürükleyici hoş bir dizi olmuş tavsiye edilir ..

Sağlıcakla..

Kop Banağ Banağ


Cumartesi gecesinden arda kalan ben , kafam tabiki güzel.. Birazcık yazayım öyle yatayım dedim .. Kokoreç yedim tabiki , ama çorba da içebilirdim .. Zaten bardan çıkınca , hayatın zorlukları hemen karşıma geliyor , kokoreç mi ?Çorba mı ? İkiside diyesim geliyor ama çok gelicek biliyorum.. O yüzden birini tercih ediyorum.. Bu gecemi kokoreç ustası Metin abiye ayırdım , ayırdım derken yanlış anlaşılmasın kokoreç yedik sadece , birde hoş bir muhabbet ettik ; Metin abi oy kullanmıcakmış , e o da haklı yılların kokoreçci Metin abi bütün parti manyağı adamlara kokoreç verdi , birisine verse ötekine ayıp olcak.. Kokoreçini yemicekler .. Çok prof düşünüyor , Metin i kutluyorum..

İstanbuldan gelen Bilal arkadaşım ile gayet hoş bir geceye imza attık , kendisine teşekkür ederim , ne zaman isterse ben kızları bırakıp Bilal ile eğlenmeye hazırım..

Bu gecenin enteresan olayı ön masamdaki öküz insanın bana bakışlarıydı , kız arkadaşı ile önceden bir münasebetim olduğu için kızın bana bakması ile zannedersem , öküz ün de bana bakmasına sebep oldu , bende farkettiğim gibi , biraz kitlendim buna.. Neyse ki sonra vazgeçti .. Kokoreçci Metin abi bile prof düşünüyor böyle dallamalar düşünemiyor , burdan kendisini kınıyorum(Burası neresiyse , sanki Arena )..

Eve geldim göründüğü üzere netde dolaşmaya başladım , bir baktım Duman ın albümleri , hani 18 martda çıkıcaktı , neden 14 – 15 mart da netde dolanıyor.. Kim bunu nete veriyor .. Ne kadar ayıp .. Kafaları dumanlı herhalde , tarihi yanlış vermişler diyeyim fazla irdelemeyim..18 mart da D&R da görürsem alırım bu arada albümü , korsan korsan bir yere kadar..

Guitar Hero oyununa sardım son zaman , nasil bir oyundur o öyle .. Çal çal sıkılmıyorsun .. Birde müziğin sesini açıyorsun , hafiften bir moda giriyorsun , o sırada gecenin sabahı 3 ü olduğunu fark eden baban geliyor ve biraz fırçalıyor seni.. Ama Guitar Hero sağolsun çalmaya devam..Türkler için Flüt Hero , Bağlama Hero da olsa fena olmaz..

Neyse biraz daha içeyim sonra uyurum ..Yumurtaya banar gibi kop banağ banağ diyerek ben kaçar ..

Sağlıcakla..

M(K)art Ayı


Geçirdiğim yoğun günlerden sonra , evde olacağımı tahmin etmiştim fakat hiç öyle olmadı ; Özleyenim var sevenim var , benim de gaza gelen bir yapım var , bu yüzden dışarlardaydım..

Mart ayı acayip bir ay , kedilerin sabırsızlıkla beklediği mart ayını ben hiç beklemiyorum , mart ayını yok sayıp nisana atlasak keşke diye düşünürüm senelerce , bunun nedeni bütün sevdiğim insanların bu ayda doğmuş olması ile birlikte , en parasız olduğum dönemlere denk gelmesidir. . Ama mart ayları hep güzel geçer diyip gönülleri alayım..

Mart ayı yüzünden biricik arkadaşım Ece’nin doğum gününü kutlayıp , eğlendik .. Alkol tüketen insanlar olduğumuz için , rakı ile başladığımız geceye , bira ile devam ederken mekanı da değiştirmek zorunda kaldık..Kıvama gelen vücutlar dans etmek istiyordu tabiki , koyulduk oynamaya , bu sırada kulaklarımıza bir ses geldi , ‘’bira içme yarışması var’’ diye..Birden bütün yüzler bana bakarak , hadi! Hadi!Hadi! , ‘’ Yok yaaağ daha dünyayı mı içeyim’’ dememe rağmen birden kendimi sahnede buldum.. Eh tabiki alkolün ve arkadaşlarımın etkisi var , ama hangisinin etkisi fazladır bilemiyorum..50 cl lik birayı kim daha çabuk bitirirse Feridun Düzağaç konserine 2 kişilik davetiye kazanacakmış , bunu sahnedeyken öğrendim , ben koca bir fıçı bira verirler falan diye umut ediyordum..:) O da ne? Yanımda hamile bir adam ! Korktum tabiki , merhaba! Kaç aylık falan filan diye muhabbete girdim ..İkiz bebeğini sevdim , tekme atıyor mu dedim .. Adamın kazanacağı belli yani içinde bir insan daha yaşıyor mu diye şüphelenirken , geri sayım başladı !

5 ! 4 ! 3 ! 2 ! 1! ..

5 sn sonra biram bitti , bir baktım herkes içiyor .. Kendime bir baktım sonra , ne kadar öküz bir insanmışım dedim..Herkes tebrik etti ; Sarılanlar , göbeğimi okşayanlar , tanışanlar (genellikle kızlar) , öpenler (karışık) ilgiye şaşırdım bir anda .. Bir tek pelerinim yoktu , biraman olabilir miyim acaba ? Sonra ilgi ve alakayı bir kenara bırakıp , doğum günü eğlencesine katıldım .. Gayet hoş bir gece olmuştu .. Umarım canım arkadaşım mutlu olmuştur..

Sağlıcakla..

Ekranımdan Geçenler


Bu Lost git gide daha bir değişik oluyor , 3 yıl önce 3 yıl sonraları anlıyordum , 20 yıl sonra 20 yıl önce zamanda gidip gelmeler beni huysuzlaştırdı ardından hangi zaman olursa olsun , Richard Alpert denen adamı görmek beni sinir etti Benjamini bile daha çok seviyordum.. Sawyer ‘ ın aradan 3 yıl geçmesine karşın Kate’ i unutamamış sanırsam , görünce dibi düştü , ilerki bölümlerde Juliet kesin bir arıza çıkaracaktır ..

Dün gece biraz korkutayım istedim kendimi , Babysitter Wanted ı izlemeye koyuldum , eğlencelik bir korku oldu bu , 80 ler 90 lar daki korku filmleri izlercesine bir tat aldım , müzikler olsun , bıçaklanıp bıçaklanıp ölmemeler , hatta kafaya balta girmelere rağmen ölmemeler .. Tekrar canlanacak ! Arkanda ! Ah salak Angie sen ölmeyi hakettin! Bağrışmalarına yol açacak bir film olmuş..Arkadaşlarla toplanıp eğlenilerek izlenecek bir film olmuş ..

Elinize Bottle Shock diye bir film geçerse , sağda solda görürseniz , gidin markete bir şarap alın için .. Filmi izlemeye kalkmayın.. Ben öyle bir hata yaptım , filmi yarıda bırakıp kendimi şarap içerken buldum .. Alkolü özendiren bir film olmuş başka diyecek bir şey yok..

Bu aralar düzgün bir film izlemek istiyorsanız , Passchendaele izleyin derim .. Savaş filmleri hep dikkat çekmiştir zaten , birde işin içine aşk ve aile olayları karışınca , filmin içinden çıkmayalım istiyoruz .. Her ne kadar film in kahramanı Michael abimiz romantik olucam diye , hep aynı mağazaradan bahsetmiş olsada yine de bize aşkını en içten şekilde göstermiştir ..

Sağlıcakla..

Ansızın Gelebilirim

Yok olduğum bu günlerde , iş bulduğumu sanmış olabilirsiniz , ama öyle bir şey olmadı , aylaklığımdan faydalanıp , kendimi İzmir de buldum.. Çok gaz bir adamım..

Ankaraya gitmek için bir sürü planlar yaptım , fakat yine İzmir e gittim , kime niyet kime kısmet boşuna dememişler , ama her zaman söylediğim gibi Ankaraya da geleceğim ..

İzmir tatilim fena geçmedi , İzmir e girer girmez , Bornova da bir polis arabasını önümüzü kesti , donumuza kadar aradı , çok dikkat çekici insanlarız galiba..Biraz sinirimiz bozuldu fakat , İzmir de eğlenmemize engel olamadı ..Türk Polisi cidden aşmış artık , amerikan filmlerinden öğrendikleri gibi , araba durdurmalar aramalar falan , çok hoşuma gitti .. Arabada silah bulunca sevinmeleri sonra faturasını görünce üzülmeleri , değişik insanlar .:)

İzmir tatili çok çabuk geçti , devamlı alkol almamızın bununla bir alakası olabilir , çok şey hatırlatmadan başlıklar halinde geçeyim ; Teyzeoğlu isimli Gerçek Kesit bölümü , ayı gibi bir insanın askerlik maceraları , Volkan ın kafayı bulması , Ümit in vadinin içinde düşüp birden gözden yok olması , Feyza’nın 20 den fazla ülke dolaşması , Ümit in uzay mekiklerin de uyuması , Gay sanılmam burada bırakayım.. Bu kadar hatırlamamız yeterli ..Dönerken , saklı vadiye uğrayarak bir kaç fotoğraf çekerek kültürel amaçlı bir tatil yaptığımı ispatladım..:)

Odamı o kadar özledim ki , geldiğim gibi odamdaki herşeye saldırdım.. Dergi okumayı , kendi müziklerimi dinlemeyi , bilgisayarımı , tv programlarını (izdivaç programları bile dahil) izlemeyi , abur cuburlarımı , filmlerimi.. Evden çıkmıcam , bir kaç gün , sadece tadını çıkaracağım , odam ile sevişeceğim..Telefon etmeyin , kapıma gelmeyin odam ile arama girmeyin..

Sağlıcakla..





Kym Evlensin


Volkanın gelmesi ile olacaklar konusunda yanılmamışım , gün aşırı alkol almayı sevmesemde , Volkanı pek kırasım gelmedi ve alkol almayalım desemde , alkollü buldum kendimi.. Konum bu değil , her zaman ki olaylar zaten bunlar..

Rachel Getting Married filmiyle ile ilgili azıcık yazayım dedim.. İsminden de anlaşılacağı üzere ,Rachel evleniyor , gayet güzel bir haber gibi geliyor bu ..Biz evlenemiyoruz Rachel evlensinde bir düğün izleyelim iki göbek atalım diye filmi izlemeye koyuldum , ama film beklediğimin tersine çıktı Rachel in kardeşi Kym karekterini çözmek üzerine yoğunlaştım , evet bir düğün olacaktı ama , düğünden daha önemli Rachel in kardeşi vardı .. Filmi izlerken Kym i düşündüm hep , Kym rolünü Anne Hathaway oynaması ile alakalı değil Kym i düşünmem ..

Rachel evleniyordu , gayet hoş bir düğün oluyordu , herkes eğleniyordu , ama nedense film i izlerken Rachel in evlenmesine sevinemiyordum , beklentilerimin tersine bir film çıkmıştı ..Yine de hoşuma gitti , Kym karekterini sevdim belkide .. Rachel hep evleniyormuş gibi yapsaydı , Kym hep yanımızda olsaydı ..

Evliliği düşünmeye çalıştım , beceremedim , o hayallerimi yıkmışım sanırsam.. Rachel evlenir , Kym bile evlenir , ben hala evde film izlerim gibime geliyor..

Sağlıcakla..